AYNALAR

Çoğu zaman göremeyiz hiçbir şeyi, görmek için gerekli olan tüm donanıma sahipken bile… Olduğu gibi görmek varken hep başka nedenler yaratırız kendi dünyamızda ve neyi nasıl görmek istiyorsak o benzemeyle gelir karşımıza tüm “gerçekler”. Olduğundan farksız, hiç olmadığı gibi…

Yalnızca aynalar mıdır acaba kendimizi ters köşeden karşımıza çıkaran? Her şeyi olduğu gibi, mükemmel bir zamanlamayla tersten yaşatan? Yoksa zihinde var edilen ve hiçbir zaman var olamayacak dünyada hüküm süren kurallar mı kol geziyor etrafta? Gitgide anlamını yitiriyor gerçeklikler, kaybediyor üzerindeki o ağır yükü. Tahtında, hiçbir sahte yansımanın hüküm süremeyeceği derin boşluklar uçuşurken can çekişiyor eskiden kalma “eskimeyen” yürekler. Dil, yalan krallığına esir olmuş, kendini inkar etmekten bitap. Göz, körler diyarında göremeyenlere bekçi, gördüklerinden habersiz, göremediklerini savunan. Aslında en büyük düşmanı kendisi midir “insanın”? Kendisi değil midir asıl olanı inkâr eden sahtekâr? Var olanları yerin yedi kat dibine gömüp, üzerine hiç umursamadan kapamaz mıdır gözlerini? Bilerek ve isteyerek, büyük bir zevkle mahrum etmez midir kendisini “kendisine” ait olanlardan? Bunca planın aksine hiç hesap etmediği hallerde geçer gider günler, uyanamamış olduğunu dahi fark etmeden. Kendisinin, bir kelime sonrasını dahi bilmeden yarattıklarının kurbanı olduğunu göremez, kahraman ilan eder acınası durumundan habersiz. Bu kadar zor mudur görebilmek? Anlamak ve anladığından emin olmak, emin olduğuna karar verip düşündükten sonra adım atmak neden ulaşılmazdır? Neden asıl olan kendisinin değil de zihninde var ettiği aynada hiç var olamayacak olan yansımasının peşinden gider? Başka bedenlere bürünür kimi zaman; acımaz kendine. Canının yanmamasını gücünden zanneder oysa tek zerre kuvvet yoktur aciz ruhunda. Ne geldiği yolu hatırlar ne de bilir gideceği yolu. Rüzgar bile esmez üzerine sürüklememek için. Savrulduğunu da bilmez, hareketsizdir. Yerinden oynamayacağını, kimsenin gücünün yetmeyeceğini düşünür ama çırpınıyordur bataklıkta. Onu görenlerin de farkı yoktur ondan, görmezler kendi hallerini. Her geçen gün daha da güçlenir her biri daha da güzel olur her şey gönüllerince ama yarın olmaz hiçbir zaman. Yarın yoktur onlara. Zamana saygı duymayı da bilmez, bugünü yaşamadan öğrendiğini zanneder sabretmeyi. Aslında onlar hayatı değil, hayat onları vuruyordur dibe, fark etmezler. Farkında olmadan kimse, bunca zaman boşa geçer gider.

Son gün geldi de çattı mı kaybolur tüm var olmadan yaratılanlar, bir bir terk eder gider gözünün yaşına bakmadan. Akamayan her damla dünü hatırlatmak ister, kimse bilmez. Eskimez olur kullanılmayanlar, bakmadan görebildiği gün anlar asıl isyanı. Aynalar olur en büyük korkuyu saçan eski dost. İşte o zaman gerçek bir eyvah gelir beraberindeki zincir soru işaretleriyle beraber… En son cevap, ilk sorunun sırtında kazanır ilk zaferini. “Acaba hangimiz hangimizin yansımasıydık?” Yok olan kimdi, ya da hiç var olmayan?..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir